Beyoğlu – Karaköy Tüneli'nin Etkileyici Hikayesi

09 / 25 / 20

Eugène Gavan isimli Fransız mühendis, her gün Karaköy'e giden yokuştan iner. Fakat bir gün aklına muhteşem bir fikir gelir.

Dünya’nın en popüler metropolleri, nereye giderseniz sizi tarihi bir hikayeyle karşılayan geçmişe sahiptir. Özellikle bu metropol İstanbul olursa, o zaman işler daha da önem kazanır. Her yerde, her kültürden, inanıştan, gelenekten ve toplumdan izler görürüz. Bunun en canlı ve popüler örneklerini ise şehrimizin en önemli noktalarından biri olan Beyoğlu, diğer adıyla Pera taşır. Tünel, günde 181 seferle ortalama 15 bin yolcu taşır. Dünyanın da en eski ikinci metrosu olarak tarihe geçmiştir. Şimdi sizi, Eugène Gavan isimli Fransız mühendisin bulduğu Beyoğlu – Karaköy Tüneli’nin muhteşem hikayesine doğru bir yolculuğa çıkıyoruz.

Beyoğlu – Karaköy Tüneli’nin Muhteşem Hikayesi

beyoglukarakoytunel

1867 senesinin yaz aylarında, genç ve Fransız asıllı bir mühendis olan Eugène Gavan uzun zamandır kendisine anlatılan İstanbul’a gelir. 19. yüzyılın ikinci yarısında, Fransız mühendisin geldiği dönemde İstanbul kendine özgü bir şekilde iki ayrı yakaya ayrılmaktadır.

Bu iki yakayı ayıran Haliç’tir. İstanbul’un Türk – Müslüman kesimi Haliç’in ‘’İstanbul’’ denilen sol yakasında, Avrupalı – Hristiyan kesimse ‘’Galata – Beyoğlu’’ denilen sağ yakasında yaşar.

Eugène Gavan Batılıların yaşadığı kesimde, otelde kalmakta ve şehrin Müslüman çoğunluğunun olduğu öbür yakayı düşlemektedir.

Eugène Gavan, her sabah Beyoğlu’nda kaldığı otelden çıkıp yürüyerek şehri gezer. Yüksek Kaldırım yokuşuna gelir ve aşağı iner. Bir gün yine aynı yoldayken Karaköy’e uzanan bu dik yokuşta bir aşağı bir yukarı gidip gelen bir kalabalık görür. Bu dik yokuşta kalabalığı bir arada gören Eugène Gavan’ın aklına bir fikir gelir.

Genç Fransız, arazi durumunun elverişli olduğunu öngörür ve burada bir yeraltı asansörü yapılabileceğini düşünür. İstanbul’a yalnızca tatilini geçirmek için gelmesine rağmen bu fikir onu çok heyecanlandırır ve çalışmaya koyulur.

Eugène Gavan, iki ay kalmak için geldiği şehirde iki sene kalır. 1869 yılının kış aylarında Yüksek Kaldırım olarak bilinen bu yokuşun yanındaki bölgede yeraltı asansörü kurulması için tüm planlarını hazırlar.

Beyoğlu – Karaköy Tüneli’nin Hayata Geçişi

Gavan, bu işin yapılabilmesi için ihtiyaç duyduğu yüklü miktarda para için önce bir Fransız olarak Fransız hükümetine başvurur. Fransa’nın reddetmesi, genç mühendisi vazgeçirmez ve bu sefer de İngiltere hükümetinin kapısını çalar. İngiltere bu teklifi sıcak karşılar ve gerekli parayı vermeyi kabul eder.

Plan ve bütçe ayarlamalarını yapar ama sıra en zor kısma gelir. Bu iş için Osmanlı Devleti’nin ve yani Sultan Abdülaziz’in oluru gerekmektedir. Bu fikre adeta aşık olan Eugène Gavan, Osmanlı devlet adamlarıyla da tek tek görüşüp onları ikna eder.

Böylelikle Galata ile Beyoğlu arasında bir yeraltı asansörü kurulmasını onaylayan ferman 6 Kasım 1869 yılında çıkmış olur. Büyük bir mutlulukla acil olarak işe başlayan Fransız mühendis, yüzlerce işçiyle yoğun tempoda çalışır.

İmtiyaz Ferman-ı Alisi

beyoglu1

İETT’nin resmi sitesinden alınan bu fermanda, belgenin 6 Haziran 1869’da çıktığı gösterilir.

İnşaat, o zamanın teknolojisiyle beş yıl sürer ve 1874’te tamamlanır. Fakat İstanbul halkı ilk başlarda mühendis ile aynı mutluluğu yaşamaz. O tarihlerde ulaşımını atlı arabalarla sağlayan İstanbul halkı, yeraltından giden bu ‘’ilginç’’ taşıtı yadırgar.

Halk, yeraltına inmeyi, toprağa girmeye benzetir. Taşıta sıcak bakması için tünelin vagonuna bir de furgon eklenmesi kararlaştırılır. Bu sayede yolcular, hayvanları ve yüklerinin de taşıta konabileceğini görünce taşıta daha iyi gözle bakmaya başlar.

Beyoğlu – Karaköy Tüneli’nin Açılışı

tunelacilisi

Beş yaş altındaki çocuklardan ücret alınmaması gibi ek uygulamalarla da, İstanbulluların Tünel’e binmesi sağlanır. Taşıt, gün geçtikçe İstanbul halkının da beğenisini kazanır ve Tünel şehrin, şehirlinin bir parçası olur.

Tünel ilk zamanlar 150 beygir gücünde 2 buharlı makine ile çalışıyorken, 1911’den sonra elektrikli sisteme geçer. Tünel; 1911 yılına kadar, açılışta sermayeyi ortaya koyan İngiliz şirketinin idaresi altında kalır, daha sonra ise ‘’Şirket-i Osmaniye’’ adıyla kurulan bir Fransız şirketi tarafından satın alınır.

Sitemizde ve uygulamamızda çerezler kullanılmaktadır. Buradan İnceleye Bilirsiniz..